Sağlık Üssü
Güncel Sağlık Haberleri

COVID vakaları yeniden artıyor

Pandemide sona yaklaşıyoruz derken pek çok ülke, başladığı noktaya dönmeye başladı. Avustralya, Çin, Amerika, İngiltere, İzlanda gibi birbirinden farklı pek çok ülke farklı stratejiler izleyerek virüsle savaşmaya çalışıyor. Buna rağmen virüsün yayılmasını engellemede henüz kimse tam anlamıyla bir başarıya ulaşmış değil. Uzmanlar ise pandeminin henüz bitmediği konusunda tüm ülkeleri uyarıyor.

Britanyalılar, corona virüsü kısıtlamalarıyla geçen uzun bir kışın ardından gece kulüplerinde soluğu almaya başlarken, Avustralya ve Çin’deki milyonlarca insan yeniden karantinada. Malezya, Tayland ve Endonezya’daki sağlık sistemleri alarm veriyor. Geçen yıl sadece bir avuç vaka bildiren Pasifik adası Fiji gibi ülkeler, şimdi büyük bir salgınla mücadele ediyor.

SIKI ÖNLEMLERE RAĞMEN VAKALAR ARTIYOR

Özellikle sınırlarını yabancılara kapatan, gelenlere sıkı karantina kuralları uygulayan, son derece katı test ve izleme politikaları benimseyen Asya-Pasifik gibi ülkelerde vakaların artışa geçmesi şaşkınlık yarattı.

Yeni salgınlar, Çin ve Avustralya’nın tercih ettiği ve sıkı önlemlerle vaka olmamasını sağlayan sıfır COVID stratejisini zorluyor. Ayrıca yaklaşımın ne kadar sürdürülebilir olduğu konusunda da daha büyük bir tartışmaya yol açıyor.

Uzmanlar, sıfır COVID yaklaşımından uzaklaşmanın, Yeni Zelanda ve Hong Kong gibi bölgelerin eninde sonunda yapmak zorunda kalacağı bir değişiklik olduğunu söylüyor. Hong Kong, pandeminin başlangıcından bu yana yaklaşık 12.000 vaka bildirirken, Yeni Zelanda 2.880’den fazla vaka bildirdi ve şu anda onaylanmış herhangi bir yerel vaka da bulunmuyor.

Hong Kong Üniversitesi’nde doçent olan Karen A. Grépin, “Sıfır COVID stratejisi, son 18 ayda dünyanın bazı bölgelerinde açıkça başarılı oldu. Şimdi seçim şu: İnsanların ölmesine ne zaman izin vermeye başlayacaksınız? Mükemmel geçiş olamayacak, nüfusun bir kısmı bunu alacak ve ölecek” diyor.

SIFIR COVID DOĞRU BİR STRATEJİ Mİ?

Avrupa ve ABD’de COVID-19 yaygınken, Çin ve Avustralya gibi ülkeler sıfır yerel COVID stratejisini benimsediler. Bunun için de ekonomik olarak ciddi bir kaybı gözden çıkardılar. Örneğin, Yeni Zelanda ve Pasifik adaları gibi turizme bağımlı ülkelerin seyahat endüstrileri büyük bir darbe aldı. Sınırlı uçuşlar ve karantina alanları nedeniyle binlerce Avustralyalı evine geri dönemedi ve denizaşırı ülkelere gidemediler.

Bu stratejinin aynı zamanda büyük bir faydası da vardı. Çin ve Avustralya, ABD ve İngiltere’deki felaketi asla görmedi. Grépin, “Asya-Pasifik ülkeleri, genel olarak, COVID’e yanıt olarak inanılmaz derecede başarılı bir pandemi dönemi geçirdi. Bu bölgede benimsenen stratejilerin iyi olmadığını söylemek çok zor olur” dedi.

DELTA VARYANTI ENGEL VE KAPANMA TANIMIYOR

Singapur Ulusal Üniversite Hastanesi’nde bulaşıcı hastalıklar profesörü olan Dale Fisher ise Avustralya ve Çin’in sınırların kapatılmasına odaklandığını ve kitlesel testler sayesinde de vakaları hızla takip edildiğini söyledi. Ancak su çiçeği kadar bulaşıcı olduğu tahmin edilen ve Wuhan’da ilk tanımlanan orijinal suştan yüzde 60 ila 200 daha bulaşıcı olduğu tahmin edilen Delta bu stratejiye adeta meydan okudu.

Delta, Avustralya’yı etkisi altına aldığında, ülkenin stratejisindeki büyük bir hatayı ortaya çıkardı: Aşı sorunu. Diğer ülkeler bu yılın başlarında aşılar piyasaya sürüldüğünde taleplerini belirtirken, Avustralya lideri hiç acele etmedi.

Geçen haftaya kadar 25 milyonluk ülkenin sadece yüzde 17’si tamamen aşılanmıştı. Oysa ki pandemide Avustralya’ya göre büyük felaketler yaşayan Birleşik Krallık’ta aşılama oranı yüzde 58, ABD’de ise yüzde 50.

Sydney Üniversitesi Halk Sağlığı Okulu’nda profesör olan Alexandra Martiniuk, “Bu, büyük bir hataydı. Yani, aşılanmış çok az insanın ve çok tehlikeli bir varyantın olduğu bu pozisyonda sıkışıp kaldık” dedi.

DELTA DİĞER ÜLKELERDE DE GÖRÜLECEK

Fisher, Delta salgınlarının muhtemelen Yeni Zelanda gibi şimdiye kadar bunu yaşamamış diğer ülkelerde de görüleceğini söyledi. Fisher, “COVID vakası olmasa bile ülkenizde aşı yapılması için aynı aciliyeti yaşıyor olmalısınız. Her ülke sınırlarında vaka varmış gibi davranmalı ve en azından içeride maske takmalı, toplantıları sınırlanmalı. Birileri salgının artık bittiğini düşünüyorsa yanılıyor. Herkes bununla yüzleşmeli ve bu gerçekle yaşamalı.”

ÇARPICI İZLANDA ÖRNEĞİ

Profesör Fisher gibi pek çok uzman aşılamanın önemini vurgularken şaşırtıcı bir örnek İzlanda’dan geliyor. Ülkede yükse aşılama oranına rağmen COVID vakaları görülmeye ve hatta artmaya devam ediyor.

Çin ve Avustralya salgını, katı uygulamalarla ve dışarıya kendini kapatarak atlatırken pek çok uzman bu uygulamaların aşı olmadan uzun vadede etkili olmayacağına dikkat çekmişti. Bu iki ülkenin aksine aşılama oranı yüksek olan İzlanda’daki vaka sayılarının yükselişe geçmesi yeni soru işaretlerine neden oluyor.

İzlanda’da 16 yaş ve üzeri kadınların yüzde 96’sı ve erkeklerin yüzde 90’ı en az bir doz COVID-19 aşısı almış durumdalar. Yine de testler, Delta varyantının başlamasıyla birlikte endişe verici bir şekilde COVID-19 enfeksiyonunun meydana geldiğini gösteriyor.

Aşılama oranlarının daha düşük olduğu ABD’de yetkililer, virüsün yayılmasını “aşılanmayanların salgını” olarak nitelemişlerdi. Ancak İzlanda’daki aşılı insan sayısı göz önüne alındığında, ada ülkesinde şu anda aşılılarda aşısızlardan daha fazla COVID-19 vakası görülüyor.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.